Tarihçe

I. NİKSAR TARİHİ

Tabiat, kültür ve tarihi zenginliğin kaynaştığı, Eski Çağlarda antik dönemin, Danişmend ve Selçuklu döneminde “Danişmend İli” nin önemli merkezlerinden olan Niksar, Kelkit vadisinin genişlediği Niksar ovasının kuzeybatısındaki yamaçlara kurulmuştur.

NİKSAR ADININ MENŞE

KABERİA (CABERİA): Niksar’ın ilk adı olup, Pontus Krallığı döneminde verilen isimdir.

DİOSPOLİ: Pontus ülkesinin Roma topraklarına katan General Pompeius tarafından M.Ö. 64 tarihinde verilen isim.

SEBASTE: Roma İmparatoru Augustos şerefine verilen isim (M.Ö. 8 sonrası)

NEOCAESAREA (NEOKAİSERİA): Roma İmparatoru Tiberus zamanında (M.S. 14-17) kente verilen isim. Günümüze kadar gelen Niksar adı bu orijinal isimden kısaltılmıştır.

HADRİANAPOLİS: Roma İmparatoru Hadrianus zamınında (M.S. 117-138) zamanında verilen isim.

NEOSEZERA: Roma İmparatoru Sezar döneminde verilen isim.

NİXARİA (NİKSARİA): XIII. Yy. Latin kaynaklarında şehre verilen isim.

NİKSANDRİA: XII. Yy. Latin kaynaklarında şehre verilen isim.

NİK HİSAR: Evliya Çelebi ve diğer bazı kaynaklara göre, şehrin asıl adı “iyi hisar” anlamında “Nik-hisar” idi. Daha sonra söylenişte kısalarak, “Niksar” şeklini almıştır.

NEKİSAR (NEKYASAR-NEKİYASAR): XII.yy. kaynaklarında verilen isim.

NİYUKİSAR: Amasya tarihinde Rumların “Niyukisar” adını kullandığı belirtiliyor.

HARSANOSİYA: Danişmendname’de Niksar’ın eski adı “Harsanosiya” olarak zikrediliyor.

NİKSAR: “Neocaesarea” dan veya “Nik Hisar” dan kısaltılarak söylenen “Niksar” adı XV. Yy. dan sonra tüm kaynaklarda kullanılmaya başlanmıştır.

2. PONTUS DÖNEMİ

Pers İmparatorluğu’nun çökmesiyle beraber M.Ö. 301’de Pers asıllı I. Mithridat Amesia (Amasya) da Pontus krallığını kurmuştur. Pontuslar İris (Yeşilırmak) ve Likus (Kelkit) vadilerinin stratejik mevkilerinde kent ve kaleler kurmuşlardı. Kaberia (Niksar) Kelkit vadisine kuzeyden girişi denetleyen yüksek bir tepe üzerine kurulmuş, üç sıra duvarla korunan Helenistik bir akropol durumundaydı. Çanakçı ve Maduru dereleri kaleyi iki yandan doğal bir koruma altına almıştır. Pontus kıralları çok önem verdikleri Kaberia (Niksar) yöresindeki avlanma ve sayfiye alanlarında saraylar, tapınaklar ve küçük yerleşme alanları kurmuşlardı. Strabon (M.Ö. 63-M.S. 19) yaşayıp gördüğü bu yapılardan söz etmektedir.

M.Ö. 150 yıllarından sonraki dönemlerde Pontus kralları zaman zaman Kaberia (Niksar)’a gelerek ikamet etmekteydiler. Niksar’ın Ameria mevkiinde kurulu ve Kral I. Pharnaku adına yaptırılmış ünlü “Men Pharnako” tapınağı Hellennistik çağın en güzel eserlerinden birisi olarak tanınmaktaydı. Çevresindeki sarayların bulunduğu binlerce köle ve hizmetkarın çalıştığı bu tapınakta Pontus kralları tahta çıktıkları zaman tanrıları adına yemin ederlerdi.

Niksar’da Pontuslara ait eser ve yapılar özellikler 344 ve 449 yıllarındaki depremlerde tamamen yıkılmış, ayakta kalabilenler de savaş, istila ve yeni iskanlarla yok olmuştur.

3. ROMA-BİZANS DÖNEMİ

Roma’nın küçük Asya’yı fethindeki en büyük engel Pontus devleti olmuş ve Pontus kralları Roma istilasına karşı Anadolu’yu inatla savunmuşlardır. M. Ö. 88 ve 63 yılları arasında süren Mithridat savaşlarının üçüncüsü M.Ö. 72 yılında Niksar yakınlarında yapılmıştır. Burada Roma komutanı Lucullus’u önce yenen, daha sonra da yenilen Mithradet, Lucullus’un Rama’ya geri çağrılmasıyla ülkesine tekrar sahip olmuştur. Bu defa Romalı Pompeus Anadolu’ya gönderilmiş ve Mithridat’ı yenerek bütün Pontus ülkesini istila etmiştir. M.Ö. 64 de Pompeus, Kaberi’nın (Niksar) ismini “Diaspolis” olarak değiştirmiş ve Roma’nın Asya eyaletine bağlamıştır. İmparator Nero Galatia ile Palimoniacos bölgelerini birleştirince Niksar, bu yeni büyük eyaletin onbir kentinden biri olmuştur.

Niksar, İmparator Hadrianus zamanında (M.S. 117-138) tam bir Roma kenti, olmuş, imar ve bayındırlık işlerine önem verilmiştir. Bu dönemde Büyük Pontus eyaletinin Metropolis’i ilan edilen Niksar, Anadolu’nun siyasi başkenti haline gelmiş “Koinon” (eyalet meclisi) burada toplanmaya başlamıştır.

Roma İmparatorluğunu çökerten en önemli olaylardan biri Hıristiyanlığın hızla yayılmasıdır. M.S. 3. yy ortalarında Niksarlı Hıristiyan liderlerden Gregorius Thaumaturgos bu yörede Hıristiyanlığı örgütlemiş, piskoposluk merkezini Niksar’da kurmuştur. İmparator Decius (249-251) ve Galerius (305-311) zamanlarında Hıristiyanlar şiddetle takip edilmişler, buna rağmen G. Thaumaturgos müritleri ve Hıristiyanlar yer altı tünel ve katakomblarında gizli ayinler düzenlemeyi sürdürmüşlerdir. Niksar’ın Karşıbağ mahallesinde bulunan bir çok tünel ve tonoz kalıntılarının bu dönemden kaldığı anlaşılmaktadır. Hıristiyanlığın serbest bırakılıp resmi din olmasından sonra da Hıristiyanlığın önemli bir merkezi olacak. M.S. 314’de Niksar’da bir konsil toplanacaktır.

395 yılında Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılması ile Anadolu, Bizans egemenliğine girmiştir. Niksar 6 yüzyıl gibi uzun bir süre Bizans’ın önemli kentlerinden biri olacak, Bizans döneminde de Niksar ticari ve askeri önemini koruyacaktır. Anadolu’ya, 9.yy da Abbasiler zamanında başlayan Türk akınları 11. yy da Selçuklularla beraber yoğunlaşacak ve Bizans bu Türk akınları karşısında iyice bunalacaktır.

4. NİKSAR’A TÜRKLERİN GELİŞİ

Niksar’ın Türklerle karşılaşması, Selçuklu akınlarından çok daha öncelere Abbasiler dönemine dayanır. Özellikle Halife Mütevekkil (847-861) zamanında Bizans sınırındaki askeri mücadele bölgelerinin yönetimi Türk kumandanların elindeydi. Busr Afşini, Kayıoğlu Ahmet, Vasıf et-Türi Bilgeçur vs. gibi Türk kumandanlar Sivas, Amasya, Niksar, Kayseri, Konya, Ankara, Eskişehir gibi Bizans’ın birçok şehrini geçici de olsa işgal ettiler, hatta pek çok ganimet ve tutsak aldılar.

Fakat bu durum uzun sürmedi X. Yüzyılda Bizanslılar karşı taarruza geçerek bölgedeki üstünlüğü ele aldılar.

İslam dünyasının iç ve dış tehlikelerle karşı karşıya kaldığı bu dönemde İslamiyet’i kabul eden Türkler XI. Asırda Selçuklu devletini kurarak hem sınırlarını genişletmek hem de dinlerini yaymak düşüncesiyle Bizans’a karşı, özellikle Anadolu’ya arka arkaya akınlar düzenlemişlerdir. Bu akınlar Tuğrul Bey zamanında sistemli bir hale gelecek, Malazgirt savaşından sonra Anadolu’yu vatan toprak gayesiyle hızlanacaktır.

Niksar, Malazgirt öncesi yapılan akınlarda Alp Arslan’ın komutanlarından Afşin Bey tarafından fethedildi (1067). Selçuklular üzerine sefere çıkan İmparator Romanos Diogenes Kayseri yakınlarında iken Selçuklu kuvvetlerinin Niksar’ı aldığını öğrenince Sivas’a geldi ve ilerleyerek Divriği yakınlarında Türk ordusunu geri çekilmeye mecbur etti, fakat bozamadı. (1068)

Tarihin en büyük dönem noktalarından biri olan Malazgirt savaşı sonunda Bizans’ın savunmasının yıkılması, Romanos Diogenes’in tahtını kaybedip Selçuklu-Bizans antlaşmasının bozulması, Alp Arslan’ın meşhur kumandanlarından Eksükoğlu Artuk Bey’i Anadolu’yu fethetmesi için göndermesine sebep olacaktır. Artuk Bey’de Kızılırmak ve Yeşilırmak havzalarında önemli fetihler yapacak Sakarya boylarına kadar ilerleyecek bu arada Niksar’ı da fethedecektir.

Artuk Bey Kavurd isyanı dolayısıyla Melikşah tarafından merkeze çağrılınca (1073) Anadolu’daki istikrarsızlıktan yararlanmak isteyen Norman reisi Russel Amasya ve Niksar taraflarına hakim oldu. Bu sırada 100000 kişilik bir orduyla Anadolu’ya gelen Selçuklu komutanlarından Tutak’ın da yardımıyla Russel tehlikesi ortadan kaldırılacaktı.

Malazgirt zaferinden sonra Artuk Bey’le başlayıp Tutak’la devam eden fetihler Danişment Gazi, Karatekin, Mengücek Gazi, Emir Saltuk, Çaka Bey, Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve kardeşi Mansur’un fetihleriyle hız kazanacak ve Anadolu bir Türk vatanı haline gelecektir.

5. DANİŞMENTLİLER DÖNEMİ

Niksar’ın fethi konusunda kaynakların yetersizliğinden dolayı tarihçiler arasında bir ittifak yoktur. Mükrimin Halil Yınanç Niksar’ın ilk kez Artuk Bey, Osman Turan, Danişment Gazi (1092-1097 arası), Evliya Çelebi ise Melik Gazi (Danişmend Gazi) tarafından H. 476 (M. 1083-1084) yılında fethedildiğini yazar.

“Danişmend” lakabıyla şöhret kazanan Gümüştekin Ahmet Gazi, Sivas’a geldiği zaman şehir harap bir halde idi. Rum ve ermeni düşmanlığı fetihleri kolaylaştırmış ve Gümüştekin Ahmet Gazi bir mukavemetle karşılaşmadan Sivas’a yerleşmişti. Esasen Bizans’ın savunması (1071-1080) arası tamamiyle kırılmış ve Orta Anadolu’da hiçbir tesiri kalmamıştı. Gümüştekin Ahmet Gazi Sivas’tan sonra ilk fetihlerini Yeşilırmak havzasında yaparak “Danişmendli” adı ile anılacak bölgelerde devletini kurmuştur.

Niksar muhasarası ve fethi Danişmendliler tarihinde ve Danişmendnameye göre Niksar’ın (Neokaisaraea) kuşatma ve fethi çok çetin ve uzun sürmüştür. Bir defasında mağlup olup Trabzon’a kaçan Gabras’tan sonra Taronite (destanda Matronit) 80.000 kişilik Rum ve Ermeni askeri ile Niksar’a kadar gelmiş, çok kan dökülmüş, ancak Gümüştekin Ahmet Gazi zaferi kazanmış ve Niksar’ı fethetmiştir. Burasının Melikşah’ın ölümünden (1092) sonra ve I. Haçlı seferinden (1097) önce fethedilmiş olduğu muhakkaktır. Zira Kılıç Arslan’ın Haçlılara karşı mücadeleye girişirken Niksar’da bulunan Gümüştekin’e mektup yazması, 1001’de Haçlı esirlerinin de Niksar’a sevki bunu meydana koymaktadır.

Böylece Niksar fetih olununca Danişmend Gazi orasını sahil Rumlarına karşı mücadelede kendisine hem bir üs ve hem de bu devletin başkenti yapmıştır. Nitekim Süleyman Şah, İznik’i ve Osmanlılar da Bursa ve Edirne’yi başkent yaparken, aynı stratejik sebeplerle sınırlara yakın olmayı tercih etmişlerdir. Niksar’ın Danişmendnamede büyük bir önem kazanması ve Melik Danişmed’in türbesinin burada bulunmasının sebebi de budur.

Haçlı seferlerinin başlaması üzerine, I. Kılıç Arslan ile birlikte Anadolu’yu savunan Danişmend Gazi, bir yandan Haçlılar ve Rumlarla mücadeleye devam ediyor öte yandan da hakimiyet sahasını genişletmek için Malatya’yı ele geçirmek istiyordu. 1098’den itibaren üç yıl süren kuşatmadan sonra Danişmed Gazi’ye karşı koyamayacağını anlayan Malatya hakimi Gabriel, Haçlı reislerinden Antakya Prinkepsi Bohemund’a haber göndererek, kendisini Türklerin elinden kurtardığı takdirde Malatya’yı ona teslim edeceğini bildirdi. Bohemund, bu çağrıyı sevinçle kabul ederek Malatya’ya doğru yola çıktı. Fakat Bohemund’un gelişinden haberdar olan Gümüştekin daha Malatya’ya ulaşmadan onu Aksu vadisinde baskına uğrattı. Kısa ama şiddetli bir çarpışma sonunda Haçlılar tümüyle yok edildiği gibi reisleri Antakya Prensi Bohemund ve kuzeni Salerno Kontu Richard esir alınarak Niksar’a götürüldü ve hapsedildi (1100). Bu arada Bohemund’un esir edilip Niksar’da hapsedildiğinin duyulması, bütün İslam dünyasında sevinç yarattı ve Gümüştekin’e büyük şöhret kazandırdı.

Frankların (Haçlılar) Malatya civarında mağlubiyetleri ve meşhur Haçlı reislerinin Niksar’da esir bulunmaları Avrupa’da büyük bir heyecan uyandırdı ve yeni bir haçlı kafilesinin yola çıkmasına sebep oldu.

Haçlı tehlikesi üzerine Danişmend Gazi ve Kılıç Arslan güçlerini birleştirdiler. 1101 yılı Haçlı seferlerinin ilk ordusunu oluşturan Lombart, Fransız ve Almanlar, Niksar’a gitmek üzere Ankara ve Çankırı’dan ilerleyip Merzifon yakınına kadar geldiler. İstilacılar yalnız Niksar’ı alıp esirleri kurtarmayı değil Bağdat’ı da nasıl yıkacaklarını münakaşa ediyorlardı. Ancak burada 5 Ağustos günü yapılan savaşta Haçlı Ordusu imha edildi. Bu ordudan sonra ikincisi ve hemen ardından üçüncüsü Anadolu’ya geçti. Kılıç Arslan ve Gümüştekin Danişmend Gazi bunlara karşı da birlikte savaşarak 1101 yılının üç Haçlı ordusunu Anadolu’da yok ettiler. Sultan Kılıç Arslan ile Danişmendli Gümüştekin ve birçok Türk Beyi, milli birlik ve beraberlik şuuru içinde kendilerinden sayıca çok üstün Haçlı ordusuna karşı arka arkaya kazandıkları 1101 yılındaki bu zaferlerle Türklerin Anadolu’dan sökülüp atılamayacağını ve bu toprakların artık bir Türk yurdu olduğu gerçeğini ispatlamış oldular.

1101 yılındaki bu başarıdan sonra, Danişmend Gazi’nin, Kılıç Arslan’ın da almak istediği Malatya’yı fethetmesi (1101) ve 1103 Mayısında da Kılıç Arslan’ın fikrini sormadan Niksar’da hapis bulunan Bohemund’u fidye karşılığı serbest bırakması iki hükümdarın arasının açılmasına sebep oldu. Kılıç Arslan, Danişmendlilere karşı harekete geçerek Danişmend Gazi’yi Maraş civarında mağlubiyete uğrattı.

Kılıç Arslan’a karşı bozguna uğradıktan sonra Danişmend Gazi’nin nüfuz ve kudreti sarsıldı. Danişmendname’ye göre Danişmend’in son mücadelesi de Rumlar’a karşıdır; bunlardan birini kaybeder ve sonuncusunu kazanır ama kendisi de aldığı bir ok yarasından şehit olur ve Niksar’a defnedilir. (1105)

Danişmendli Devletinin kurucusu olan Gümüştekin Ahmed Gazi’den sonra yerine geçen oğlu Emir Gazi (Melik Gazi), damadı Sultan Mesud’a bıraktığı Konya havalisi hariç Malatya’dan Sakarya boylarına kadar bütün Selçuklu beldelerini Danişmedli Devletine bağladı. Bizanslılara, Haçlılara ve Ermenilere karşı kazandığı zaferlerden sonra Anadolu hükümdarları arasında en yüksek mevkiyi aldı. Bu dönemde devletin başkenti Niksar’dan Malatya’ya taşınmıştır. (1127)

Melik Gazi 1134 te ölünce yerine geçen oğlu Melik Muhammed (Mehmed) ile Sultan Mesud’un ittifak yaparak Bizans aleyhine genişlemeleri üzerine, İmparator İoannes (yuannes) Anadolu Türklerini tamamıyla ezmek için büyük bir ordu ile bizzat Danişmendlilerin eski payitahtı Niksar üzerine hareket etti. (1139) Oradan gidip Trabzon Dukası Theodore Gabras’ı da bertaraf etmek kararında idi. Sıkıntılı bir yolculuktan sonra müstahkem bir şehir olan Niksar’ı kuşattı. Türkler ile Rumlar arasında uzun ve şiddetli savaşlar oldu. İmparator, kuşatmadan bir sonuç elde edemeden, Karadeniz yoluyla sessizce İstanbul’a döndü (1141). Büyük bir iddia ile başlayan bu büyük ordunun başarısızlığı Türklerin yeni fetihler yapmalarına imkan vermiştir.

Melih Mehmed’in 1143’te ölümüyle Danişmendliler üç kola ayrıldılar. Melik Mehmed’in oğlu Zünnün Kayseri’ye, kardeşleri Aynüddevle Malatya’ya ve Yağıbasan Sivas’a hakim oldular. Danişmendlilerin üçe ayrılması Anadolu’da üstünlüğün yeniden Selçuklulara geçmesini sağladı.

Danişmendlilerin bu taht kavgaları sırasında Sungur Bey, Amasya ve Niksar’a bir süre haim olmuş ise de Nizameddin Yağıbasan (1143-1164) daha sonra amcasının oğlu Sungur Beyi bertaraf ederek buraları kendisine bağlamıştır. Danişmendli hükümdarları arasında nüfuzlu ve mühim bir sima olan Nizameddin Yağıbasan Sivas ve Niksar’da bir takım imar faaliyetlerinde bulunmuş, camii, medrese, türbe, imarathane ve hanlar yaptırmıştır. Ulu camii, Danişmend Gazi Türbesi ve Anadolu’daki ilk medreselerden olan Yağıbasan Medresesi Niksar’daki bu ihtişamlı dönemin günümüze kalan örnekleridir.

Nizameddin Yağıbasan’ın ölümü (1164) üzerine, yerine yeğeni İbrahimin oğlu İsmail Sivas’ta devletin başına geçti. Ancak Yağıbasan’ın oğlu Cemaleddin (Cemal) Gazi, İsmail’in hakimiyetini tanımıyarak Tokat Amasya ve Niksar’da iki sene hüküm sürdü (1164-1166) Cemal Gazi’den sonra Niksar’a hakim olan İmail ise 1172 ‘de Sivas’taki şiddetli kıtlıkta perişan olan halk tarafından öldürülmüş ve ambarları yağmalanmıştı.

İsmail’in ölümü üzerine Şam’da bulunan Zünnun Sivas halkının isteği ve Musul Atabeyi Nureddin Mahmud’un desteği ile Sivas’a gelip Danişmenli tahtına çıktı (1172). Böylece Niksar Zünnun’ün hakimiyetine girdi. Ancak Anadolu birliğini sağlamak emelinde olan Kılıç Arslan’ın Sivas’a yürümesi üzerine Zünnun, Niksar’a çekilmiş, Musul atabeyi, Nureddin’in yardımıyla tekrar Sivas tahtına oturmuştur. (1172-1175).Zünnun Danişmendlilerin son hükümdarıdır.

Danişmendli hükümdarlarından beşi Niksar’da metfundurlar. Bunlar Danişmend Gazi, Sungur, Nizameddin Yağıbasan, Ceameleddin Gazi, Şemseddin İsmail bin İbrahimdir.

Anadolu’da kurulan devletlerin en büyüklerinden biri olan Danişmendliler, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması için büyük gayret sarfetmişler, devletlerinin ilk kurulduğu bölge olan Sivas, Niksar, Tokat, Amasya ve Çorum yörelerinde yoğun bir kültürel faaliyet içinde bulunmuş, bu faaliyetlerin bir sonucu olarak bu yörelerin çok erken sayılacak tarihlerde Türkleşme ve İslamlaşmasını gerçekleştirmişlerdir.

6. ANADOLU SELÇUKLULAR DÖNEMİ

Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’ın en büyük emeli, Anadolu’da siyasi birliği sağlamaktı. Musul Atabeyi Nureddin’in 1174’de ölmesiyle Sultan Kılıç Arslan derhal harekete geçerek Sivas, Tokat, Niksar ve diğer Danişmend illerini 1175 yılında fethetti. Zünnun İstanbul’a sığındı. Böylece Niksar’da Selçuklu dönemi başladı.

Bizans İmparatoru, Zünun’u M. Gabras ile birlikte 30.000 kişilik bir ordunun başında Danişmendli ülkesine göndererek, halkın Zünun’a bağlılığından faydalanmak isdedi. Danişmendli ve Bizanslılardan oluşan ordu Niksar’ı kuşattı ise de başarılı olmadılar ve bozularak kaçtılar (1175) Zünnun’da tekrar imparator Manuel’e sığındı.

Sultan Kılıç Arslan uzun, yorucu ve başarılı bir saltanat devresi sonunda; devleti hanedan mensuplarının ortak malı sayan eski Türk feodal devlet töresine uyarak, ülkeyi on bir oğlu arasında paylaştırdı ve onları buralara melik olarak atadı (1186) Niksar ve Koyulhisar, Nasrettin Berkiyaruk Şah’a düşmüş, yüksek tahsil ile yetiştirilen bu şehzade zamanında Niksar bir bilim ve kültür merkezi durumuna gelmiştir.

Kardeşler arasındaki saltanat mücadelesini kazanan Rüknettin Şah önce Niksar ve Amasya’yı almış (1196-1197) sonra da diğer kardeşlerini bertaraf ederek Anadolu’da birliği tekrar sağlamıştır. Rüknettin Süleyman Şah Niksar’ı aldıktan sonra kale surlarını inşa ve tamir ettirmiştir.

II.Gıyaseddin Keyhüsrev devrinde Eyyubilerin elinde bulunan Amit (Diyarbakır)’ın alınması için Niksar (Nekisar) subaşısı Mübarizettin Yav-taş ile Sivas subaşısı Mübarizettin Çavlı kumandasında Danişmendli askerleri sevk edilmiş şehir kuşatılmış, ancakbarış yoluyla teslim alınmıştır. (1240)

Anadolu, 1243 Kösedağ bozgunundan sonra Moğolların baskısı ve Selçuklu devlet adamlarının iktidar mücadelelerine sahne olur ve Niksar’da bu olaylardan nasibini alır. Vezir Şemseddin isyan ederek İsfahan’ın rakiplerini bertaraf ettikten sonra kücük yaştaki sultanın annesi ile evlenmesini hanedana saygısızlık sayan Subaşı Şerafettin Mahmut, Erzincan’a doğru yola çıktı. Şerafeddin Mahmud’un bu hareketinden endişelenen vezirin, Niksar ve Erzincan subaşılığı yanında 300.000 dirhem gümüş para teklifini de reddeden Şerafettin, kuvvetlerini toplayarak Niksar’a hareket etti. Bunun üzerine vezir İsfahani’nin gönderdiği Yav-taş komutasındaki ordu ile Niksar yakınlarında (Huruni) yapılan savaşı kaybeden Şerafettin, Kemah’a çekildi. Daha sonra yakalandı ve Konya’ya götürülürken yolda öldürüldü.

Niksar, IV. Rüknettin Kılıçarslan ile II. İzzettin Keykavus arasındaki saltanat mücadelesine de sahne olur. Kılıçarslan 1258’de Keykavus’un gönderdiği Yav-taş’a mağlup olmasına rağmen Moğolların gönderdiği ikinci bir tümen (10.000) asker Niksar’ı ele geçirdi. Şehir halkı sultanı meş’alelerle karşıladı ve tahta çıkardılar. Kılıç Arslan bu zamanda kudreti artan ve Moğollar nezdinde nüfuz sahibi olan Muineddin Pervane’ye Niksar beyliğini ve subaşılığını verdi. 1262-1277 yılları arasında ülkede tek adam durumuna gelecek olan Muineddin Pervane ülkede nizam ve intizamı sağlamış, alim ve şeyhleri himaye etmiştir.

Anadolu Selçukluları döneminde memleket yedi bölgeye ayrılmıştır. Sivas ve Danişmend beldeleri “Dar’ül-Ala” adını alıyor ve Sivas, Niksar, Tokat ve Danişmendililerin hüküm sürdüğü diğer şehirleri içine alıyordu. Danişmendlilerin hükmettiği diğer şehirlere Danışmendiye Vilayeti adı da verilmesi, buraların birer başşehir gibi kullanılması, bazen cülus merasimlerinini bu şehirlerde yapılması, hatta sultanların bu şehirlerde oturması Selçukluların, Danişmendli Devletinin siyasi hakimiyetini temsil etmekte olduklarını gösterir.

7.MOĞOL BASKISI VE İLHANLI DÖNEMİ

Selçukluların Memluk Sultanı Baybars’ı Anadolu’ya davet etmeleri buna mukabil Abaga Han’ın giriştiği intikam hareketi ve Pervaninin idam edilmesi (1277) büyük buhranlara sebep olmuş, devlet nizamı ve asayişin bozulması, Moğolların baskı, soygun ve zulümleri gittikçe artan bir felaket halini almıştı. Bu buhranlar arasında bir takım tabii afetler de baş göstererk Niksar sellere harap oldu.

İlhanlılar, bir süre sonra Anadolu’yu doğrudan kendilerine bağlayarak genel valilerle yönetmeye başladılar. 1305’de Anadolu’ya genel vali olarak gönderilen İrencin Noyan’da baskı, soygun ve zulümlere devam etti. İrancin, 1307-1308 kışını geçirdiği Niksar’da da tahribatlarda bulundu ve halkı ağır vergilerle ezdiği için emlak sahipleri evlerini terk ettiler.

İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han zamanında vali olarak gönderilen Timurtaş, Anadolu’da nizam ve asayişi kurup, kuvvetli bir idare meydana getirdi. Bu dönemde Niksar’ın ekonomik önemini anlamak için Anadolu’daki bazı şehirlerin İlhanlı Devletine ödedikleri vergileri karşılaştırmak faydalı olacaktır. Hamdullah Kazvini, ilhanlıların 1336 yılı bütçesinde Türkiye şehirlerine ait vergileri verirken; Sivas ve Konya toplam 1.384.886 dinar, Erzincan 332.000 Erzurum 222.000, Niksar 187.000 Kayseri 140.000 Ankara 72.000 Aksaray 51.000 dinar gösterir. Buradan da anlaşılacağı üzere Niksar’ın Anadolu’nun büyük ve zengin şehirlerinden olduğu gibi mühim bir mevkii işgal ettiğini de görmekteyiz.

8. BEYLİKLER DÖNEMİ (ERETNA, TACEDDİNOĞLULLARI, KADI BURHANEDDİN)

1335’te Ebu Said Bahadır Han ölünce İlhanlı Devletinde saltanat mücadeleleri başlayacak, bir Uygur Türkü olan Eretna Bey vali olarak geldiği Anadolu’da karışılıktan faydalanarak Eretna Devletini kuracaktır (1341). Niksar, bu dönemde Eretna Devletinin sınırları içinde yerini alacaktır.

Eretna Devleti zamında Niksar’ın yönetimi Doğancık Bey’de idi. Doğancık Bey’in, Eretna’nın Şeyh Hasan ile mücadelesinde Şeyh Hasan tarafını tutması, ayrıca Amasya’yı ele geçirmesi Eretna ile arasının açılmasına sebep olmuştu. Nitekim Eretna Bey kuvvetlerini Amasya üzerine göndermiş, Amasya’dan Niksar’a çekilen Doğancık bey ise bu olaydan birkaç yıl sonra (1345 ve 1347) vefat etmiştir.

Doğancık Beyin ölümü üzerine yerine, Tacettinoğulları Beyliğinin asıl kurcusu olan oğlu Tacettin Bey geçti. Bu sırada Eretna Devletinin başında bulunan Alaattin Ali Beyin, Devletin aleyhine içte ve dış da gelişen olaylara seyirci kalması, kendisini zevk ve eğlence alemlerine vermesi, emirleri büsbütün kendisinden uzaklaştırmış, diğer bölgelerdeki emirler gibi Niksar bölgesinde de Tacettin Bey bağımsız hareket etmeye başlamıştır.

Tacettin Beyin, Amasya Emiri Hacı Şadgeldi ile birlikte olup, Eretna Devleti aleyhine faaliyetlere girişmesi üzerine Alaattin Ali Bey ve veziri Burhaneddin, 1379 yılı baharında Niksar üzerine hareket ettiler. Ancak bu sefer Alaattin Ali Beyin beceriksizliği yüzünden tam bir bozgunla sonuçlanmış, bu sefer sırasında Eretna Ordusunda bulunan Samagar Oğluna ait Moğol askerleri Niksar’ı yağmalamışlardı.

Kadı Burhaneddin’in muhalifi olan gruplar, Tacettin Beyle birleşerek ona karşı harekete geçtiler. Bu olay üzerine Kadı Burhaneddin ordusu ile Niksar üzerine yürüdü. Burada Tacettinoğlulları ordusunu dağıttı ve askerleri zengin ovayı talan ettiler. Tacettin Bey, Kadı Burhaneddin ile başa çıkamayacağını anlayınca Kadı Burhaneddin ile Sulh yapmak zorunda kaldı (1386).

Tacettin Bey aynı yıl Ordu civarında hüküm süren Hacı Emir Beyliği üzerine yürümüş, fakat Süleyman Bey tarafından dar bir geçitte sıkıştırılarak bozguna uğratılmış ve öldürülmüştür.Yerine oğulları Mahmut Çelebi Alp Arslan ismindeki iki oğlu geçmiştir.

Kadı Burhaneddin, Tacettin Beyin ölüm haberi üzerine derhal ordusuyla harekete geçerek Niksar önünde karargahını kurmuş, burada Niksar ileri gelenleri Kadı Burhaneddin’i karşılayarak şehrin anahtarlarını kendisine teslim etmişlerdir. Bu durumdan fevkalade memnun olan Kadı Burhaneddin şehri yağmalattırmamış ve Melik Danişmend Gazi Türbesini ziyaret edip, Mevlana Celaleddin rumi için yapmış oludğu adağı da yerine getirdikten sonra şehre girmiştir. (1387)

Kadı Burhaneddin, kendisine bağlı kalmak şartıyla Niksar ve ona bağlı yerleri Taceddin Beyin oğlu Mahmut Çelebi’ye bırakmıştır. Bir süre sonra Mahmut Çelebi ile kardeşi Alp Arslan’a arası açılmış, Kadı Burhaneddinden yardım aylan Alp Arslan Niksar ve çevresini bir kısmını ele geçirmişti. Bununla birlikte Alp Arslan, Burhaneddin’in düşmanı olan Eratna’nın akrabası Ferudun’la ilişkisi sebebiyle Burhaneddin tarafından öldürüldü. 1394. Yakalanarak Niksar kalesine hapsedilen Ferudun da kısa bir mahkemeden sonra öldürüldü.

Bu olay sonrasında Kadı Burhaneddin, Canik vilayetinden gelecek taaruzlara karşı kuzey sınırını korumak üzere Niksar suyu üzerine iki burç inşa ettirndi. Kadı Burhaneddin, Kış boyunca kısmen Yıldırım Bayezit’e tabi olan Canik bölgesinde giriştiği askeri harekatın yorgunluğunu Niksar’da kırk gün kadar av partileri, saz meclisleri tertip ederek gidermeye çalıştı. (1394 baharı)

Fakat bu hal uzun sürmedi. Daha önceden Kadın Burhaneddin’in hizmetine giren Akkoyunlu Kara Yülük Osman Bey ile Kadı Burhaneddin’in arası açıldı. Kara Yülük Osman Bey bir bakınla Kadı Burhaneddin’i öldürdü.(1398)

9. OSMANLILAR DÖNEMİ

Kadı Burhaneddin’i ortadan kaldıran Kara Yülük Osman Sivas’ı kuşattı. Ancak şehir direnerek teslim olmadı ve Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid’den yardım istedi. Bunun üzerine I. Beyazıtoğlu Süleyman Çelebi’yi mühim bir kuvvetle Sivas’a gönderdi. Sivas, Tokat, Niksar ve Kayseri böylece kendi istekleriyle Osmanlı hakimiyetine girdi. I. Beyazıtoğlu Süleyman Çelebi’yi yeni bağlanan bu ülkeye vali tayin etti.(1398)

1402 Ankara Savaşında Yıldırım Timur’a yenilmesi ile bozulan Anadolu birliği, Sivas Tokat yöresinde de etkisini sürdürmüş, Timur orduları bu iki şehre ağır tahribatlar vermiştir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde “Timur’un kalabalık bir orduyla Tokat’a gelip, ele geçiremeden eli boş döndüğünü” anlatır. Timur’un Anadolu’yu terk etmesinden sonra başlayan Fetret Devri, Amasya ve Tokat yöresinde yeniden derlenip toparlama mücadelesi veren Şehzade Mehmet Çelebi’nin 1413’te birliği tekrar tesis etmesiyle sona erer.

Fetret Devrinde ve bu devrenin sonunda Mehmet Çelebinin elinde mevcut Osmanlı toprakları, Yıldırım zamanından çok küçüktü. Bu devrin sonunda Anadolu’da, İç Anadolu, Batı Anadolu topraklarının bir bölümü ile Sivas, tokat, Amasya’da Osmanlı toprakları içerisinde yer alıyordu. Fetret Devrinde Tokat ve yöresinde İsfendiyaroğlu, Kara Devletşah, Mezit Bey, Kubadoğlu, İnaloğlu, Gözleroğlu, Köpekoğulları isyanları baş göstermiş bunların pek çoğu Çelebi Mehmet tarafından bastırılmış, sükünet sağlanmıştır.

Niksar’da tarihi açıdan en önemli olaylardan biri de, İstanbul’un fethinden sonra Karadeniz’de varlığını sürdüren, Türk varlığı için bir tehdit sayılan Trabzon Rum İmparatorluğuna son vermek için 1461 de sefere çıkan Fatih Sultan Mehmet’in Niksar’da bir müddet kalıp seferine devam etmesidir. Ramazan ayını burada geçiren padişah , bayram namazını da Ulu Camiinde kılmıştır.

Hayrullah Efendi Tarihinde ise bu olay şu şekilde anlatılmaktadır.

“Fatih Sultan Mehmet, Sinop’un zaptını ikmal ettikten sonra Trabzon’a gitmek istedi. Yolların güçlüğü dolayısıyla 300 baltacı, 300 kazmacı, 300 kürekçi 300 küfeci, 300 taşçı ve kaldırımcı neferler tertip ettirdi. Bunlar ormanlı kestiler, taşları kırdılar, yol açtılar.

Bu açılan yollardan Yeşilırmak ve Koylu Suyu geçilerek Niksar’a varıldı. Kelkit vadisi takip edilerek Koyluhisar ve Karahisar zaptedildi. Gümüşhane dağlarından aynı usüller geçildikten sonra Trabzon kuşatıldı.

Diğeri ise İran’daki Safevilerle mücadelenin devamı sırasında Şah İsmail’in hareketlerine dur demek için çıktığı seferin dönüşünde Yavuz’un Niksar’a uğramasıdır. Yavuz, İran üzerine sefere çıkarak Türkiye’nin geleceğini karartmak isteyen Safevi meselesine son vermek istemiştir.. Ancak kardeşleri arasında çıkan kavgalar Şah İsmail’in işine yaramış, bölgeye gönderdi Rümyeli Nur Halife vasıtasıyla kendi adına hutbe okutturmuştur.

Bu olay Hoca Sadettin Efendinin Tecüt-Tevarih adlı eserinde şu şekilde anlatılmaktadır.

“Nur Ali Halife adlı bir sapık, yirmi bin kadar taraftarla Niksar’dan başlayıp yağma ve talan ederek Amasya’ya yöneldi. Bunun üzerine Sultan Selim’in ağabeyi Sultan Ahmet veziri olan Yularkıstı Sinan Paşayı kalabalık bir kuvvetle bölgeye gönderdi. Sapı4k kendini zor kurtararak Tokat’a kaçtı. Yine aynı eserde Yavuz Selim’in Çaldıran seferi dönüşü şu şekilde anlatılmaktadır.

“Şah İsmail’le Çaldıran’da yaptığı savaşta galip gelen Yavuz , Kelkit vadisini takip ederek döndü. Ramazan Bayramı namazını Niksar’da kıldı. Niksar’da iki gün istirahatten sonra Hayati ve Sonusa yolu ile Amasya’ya vardı.

Büyük Türk cihangiri Kanuni Sultan Süleyman’da, Sivas-Erzincan üzerinden çıktığı Doğu seferi dönüşü Sivas’tan Amasya’ya geçerken 1544’te Tokat’a uğramış ordusunun bir kısmını Niksar’da kışlatmıştı.

Sivas vilayet Tokat sancağına bağlı bir kaza olarak konumunu muhafaza eden Niksar, 1890, yıllarda Ermeni olaylarına tanık olur. Asırlardır beraber yaşadıkları komşularıyla topraklarımızda gözü olan emperyalistlerin kışkırtmalarıyla düşman olur.

I.Dünya Savaşı sonunda, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra Anadolu’nun pek çok bölgesi işgal edilerek murdar düşman çizmeleriyle çiğnenirken Tokat sancağı ile birlikte ona bağlı 4 kazası bunun dışında kalmıştır. Ancak buralarda da maalesef Rum ve Ermenilerin bu fırsattan istifade ederek yaptıkları katliamlar, tecavüzler, yöre halkına yaşattığı tehditkarlıklar onları pek aratmamıştır. Bunların yanı sıra bölgede meydana gelen Yenihan, Zile, Yozgat isyanları, Artova ve Sulusaray’a sıçratılan asilerin şekavetleri Kuva-i Milliye’ye destek olmak isteyen halkımızın manevi gücünü zaman zaman zayıflatmıştır.

İstiklal Savaşı cephelerine gönderilmek istenen askerlerimizin bir kısmı maalesef bunlarla uğraşmak zorunda kalmıştır. Niksar bağlı bulunduğu Tokat sancağı ile birlikte işgale uğramamıştır ama I. Dünya Savaşın ve İstiklal Savaşında üstüne düşen görevi yapmıştır.

Niksarlı memleketinin geleceği için evladını, Çanakkale’de, Yemen’de, Kafkaslar’da, Balkanlar’da İstiklal Savaşının değişik ceplerende, Rum, Ermeni müsademelerinde şehit vermiştir. Memleketin işgaline karşı da 20 Haziran 1919’daki gibi haykırmasını bilmiştir.

Cephelere gönderilmek üzere yardımlar toplanmış, büyük bir titizlikle yerlerine ulaştırılmıştır.

1907 yılında Niksar, Tokat sancağına bağlı 3. sınıf 4 nahiyesi 95 köyü olan bir kazadır. Halk dilinde 93 harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı Rus savaşları sırasında çok sayıda yerli ve dışarıdan gelen muhacirler devlet tarafından Niksar’a yerleştirilmişlerdir. Rusların zulmünden kaçan Batum, Artvin dolaylarından Gürcüler, Sorhun, Muhtardüzü Mercimekdüzü, Örenler, Musapınarı, Fatlı, Dalkaya, Akıncı, utahasan, GFidiver, Pöhrenkli köylerine; Kafkasya’dan gelen Çerkezler, Camidere’ye; Kosova’dan I. Dünya savaşı yıllarında göz etmek zorunda bırakılanlar, Kapıağzı köylerine yerleştirmişlerdir. Cumhuriyetin ilanından sonra yapılan müdelede özellikle Selanik’ten gelen Muhacirler Rumların boşalttıkları Sulugöl, Boyluca, Aydoğmuş, Karabayır, Hanyeri, Ardıçlı, Leğen, Eryaba, Fel köylerine yerleştirilmiştir.

Sivas Vilayeti Salnamesinin 1883 kayıtlarına göre 1880 yılında Tokat sancağıyla birlikte Niksar, Erbaa ve Zile kazalarına 20944 erkek göçmen yerleştirildiği bildirilmektedir.

TARİHİ YÖNLERİYLE NİKSAR

I. NİKSAR ADININ KAYNAĞI

Niksar adının kaynağı, helenistik çağa kadar inmektedir. M.Ö. 63-M.S. 19 yılları arasında yaşayan Amasyalı coğrafyacı Strabon, şehrin Pontus Kralı Mithridates’in başkentlerinden Kaberia (Caberia) olduğundan söz eder. Daha sonra Roma egemenliği döneminde M.Ö. 66 – 62 yılları arasında General Pompeius’un, şehrin adını Diospolis olarak değiştirdiğini yazmaktadır.

Pythodoris’in Roma’da başa geçmesinden (M.Ö. 8) sonra İmparator Augustus şerefine şehrin adı Sebaste olarak yeniden değşimiştir. M.S. 14-37 tarihlerinde, imparator Tiberius zamanında şehre Yeni Kayseriye anlamına gelen Neokaiseria (Neocaeserea) adı verildiği, o döneme ait olup günümüze kadar gelebilmiş sikkelerden anlaşılmaktadır. Niksar adının menşei konusunda başka bilgilerde vardır. Bunlardan biri Danişmend Gazi’ye ilişkindir. Danişmend Gazi, Tokat’ı aldıktan sonra Neocaeserea’nın üzerine yürür. Ordu, kenti kuşatan yüksek surlar önüne geldiğinde DAnişmend Gazi “Nik bir hisar, inşallah fethe müyesser oluruz” der. Kısa bir süre sonra hisar alınır ve adı Nikshisar’a dönüşür.

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde ise Niksar sözünün doğrusunun Nik Hisar yani iyi hisar olduğu ancak hafifletilmek suretiyle yanlış olarak Niksar denildiği ifade edilmektedir.

II. TARİHİ DÖNEMLER

395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması ile Anadolu, Bizans egemenliğine girmiştir. Niksar VI. Yy gibi uzun bir süre Bizans’ın önemli kentlerinden biri olacak, Bizans döneminde de ticari ve askeri önemini koruyacaktır. Niksar’ın Türkler’le karşılaşması ise Selçuklu akınlarından çok daha öncelere, Abbasiler dönemine dayanmaktadır. Özellikle Halife Mütevekkil (847-861) zamanında Bizans sınırındaki askeri mücadele bölgelerinin yönetimi Türk kumandanların elindeydi. Busr Afşini, KAyıoğlu Ahmet, Vasif et-Türi, Bilgeçur v.s. gibi Türk kumandanlar Sivas, Amasya, Niksar, Kayseri, Konya, Ankara, Eskişehir gibi Bizans’ın birçok şehrini geçici de olsa ele geçirmişler, hatta pek çok ganimet ve tutsak almışlardır.

Fakat bu durum uzun sürmeyip, X. Yy da Bizanslılar karşı taarruza geçerek bölgede üstünlüğü ele almışlardır.

İslam dünyasının iç ve dış tehlikelerle karşı karşıya kaldığı dönemde İslamiyeti kabul eden Türkler, XI.yy da Selçuklu Devletini kuran hem sınırlarını genişletmek hem de dinlerini yaymak düşüncesiyle Bizans’a karşı, özellikle Anadolu’ya arka arkaya akınlar düzenlemişlerdir. Bu akınlar Tuğrul Bey zamanında sistemli bir hale gelecek, Malazgirt Savaşından sonra Anadolu’yu vatan yapmak gayesiyle hızlanacaktır.

Niksar, Malazgirt öncesi yapılan akınlarda Alp Arslan’ın komutanlarından Afşin Bey tarafından fethedilmiştir.

Selçuklular üzerine sefere çıkan İmparator Romanos Diogenes, Kayseri yakınlarında iken Selçuklu kuvvetlerinin Niksar’ı aldığını öğrenince Sivas’a gelmiş ve ilerleyerek Divriği yakınlarında Türk ordusunu geri çekilmeye mecbur etti ise de bozmamıştır. (1068)

Tarihin en büyük dönüm noktalarından biri olan Malazgirt Savaşı sonunda Bizans’ın savunmasının yıkılması, Romanos Diogenes’in tahtını kaybedip Selçuklu-Bizans antlaşmasının bozulması, Alp Arslan’ın meşhur kumandanlarından Eksükoğlu Artuk Bey’i Anadolu’yu fethetmesi için göndermesine sebep olacaktır. Ortuk Bey’de Kızılırmak ve Yeşilırmak Havzalarında önemli fetihler yaparak Sakarya boylarına kadar ilerleyecek bu arada Niksar’ı da fethedecektir.

Artuk Bey, Kavurd isyanı dolayısıyla Melikşah tarafından merkeze çağrılınca (1073) Anadolu’da ki istikrarsızlıktan yararlanmak isteyen Norman Reisi Russel Amasya ve Niksar taraflarına hakim olmuştur. Bu sırada 100.000 kişilik bir orduyla Anadolu’ya gelen Selçuklu komutanlarından Tutak’ın yardımıyla Russel tehlikesi ortadan kaldırılmıştır.

Malazgirt zaferinden sonra Artuk Beyle başlayıp Tutak’la devam eden fetihler Danişmend Gazi, Karatekin, Mengücek Gazi, Emir Saltuk, Çaka Bey, Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve kardeşi Mansur’un fetihleriyle hız kazanacak ve Anadolu bir Türk vatanı haline gelecektir.

 

TOP